5 Nisan 2011 Salı

Yanık Koza!


''Ah yaşam, Nasıl da korktum senden...''


Rhoda



Bezgin, kanı çekilmiş ve dudakları hummanın koruyla kavrulmuş bir yüz bu. Nedir aradığım ve nedir yitirdiğim? İnsan doğumlarının ve insan yıkımlarının arasında sıkıştım. Kişisel tarihler mi kuruyorum yaşamın sanrılarında? Yoksa varolan tarihlerin kurgusu muyum? Ama yazı(m) : Aradığımı ve yitirdiklerimi biliyorum sonunda: Yakılmış bir kelebeğin külleri...


Zamanın ırmağı kah dolu dizgin kah süt liman akıyor ayaklarımın altından, çocukluğumun geçtiği kavaklı yolun çayına uzatmışım ayaklarımı... Acaba bu akışın bir anlamı var mı? Çok düşündüm bu ''anlam'' adı verilen anlamsızlığa nasıl anlamlar yükleyebileceğimi. Kitaplara danıştım daha sonra ve diğer düşünen insanların yazılarını anlamaya çalıştım, ama herşey öylesine birbirine karıştı ki çıkamadım bu işin içinden ama sonra çözdüm ''Dayanabilmek''miş bütün sorun meğer... Ama neye, niçin dayanabilmek? Hem de yüreğimin yanında gezdirdiğim cesetten delicesine ürküyorken ve her şey onulmaz, uzlaşılmaz çelişkilerden oluşuyorken...


Xenophilius


Hiç yorum yok: