6 Şubat 2010 Cumartesi


Geçmişten Gelen Gündüzdüşleri!

İlkini 13 Kasım 2008'de yazmaya başladığım;ondokuz yıllık hayatımın içinde;yaşadığım bir tek günde bile pişmanlığını yaşamadığım ve yaşama dair umutlarım,hayallerim ve hepsinden önemlisi yaşama isteğimin olduğu zamanlarımı anlatan ''Gündüzdüşü'' hikayelerini tekrar yayınlamaya ve hikayenin kalan yerinden tekrar yazmaya karar verdim...

İlk hikayeyi yazmaya beni o sıralar elime geçen bir fotograf karesi itelemişti.

O günlerde korkuyordum...Herşeyden...Yalnızdım ve sığınacağım bir dünya yaratmak istiyordum,anlattığım olayları siz okuyanlarla...

Bugün ise belki de ''kalabalıklar'' içinde yalnızım...Galiba yanlızlığım,kalbim atmaya ya da ben düşünmemeye(ki bu kalbimin atmaması kadar kötü birşey)devam edecek...

En iyisimi 2008'de terk ettiğim o Dünya'ya sizlerle beraber geri dönmek...

İlk dört hikayemi tekrar yayınlayacağım...Sonrasından devamını yazacağım...

GÜNDÜZDÜŞÜ
1.Bölüm:Tanışmamız


Uyuyordum.Ogece gene çok ağlamış,g
özyaşlarımın getirdiği sıcaklıktanmıdır nedir yastığa başımı koyar koymaz uyuyuvermişim.En huzurlu olduğum anlar bu uyku saatlerimdi,sanki ben bir melektim ve gözlerimi kapadığım an dünyanın bütün pisliklerinden kurtuluyordum.Dünyanın bu acımasız ve belirsiz haline ancak bu uzun uyku saatleriyle katlana biliyordum,oysa ki 14 ekim sabahına çok güzel başlamıştım.Hayatımı değiştircek olan kişiyi,o gün o mutlu sabahta tanıyabileceğimi nerden bilebilirdim ki?

14 Ekim,saat:08:00 suları;

Saat çalar çalmaz yatağımdan bir hamlede kalktım,asla uyanınca yatakta vakit kaybetmez,hemen kalkardım.Hayatım uzun zamandır tam istediğim gibi ilerliyordu,beni seven bir ailem,candan arkadaşlarım ve iyi giden bir okul hayatım vardı.O yıl güzel sanatları kazanmıştım.Bunun için artık eskisi kadar uykuya ihtiyaç duymuyor,uykunun ''umutsuz''insanların kendilerini terapi etmesi-kandırması-gibi görüyordum.Çünkü uyku insanların gerçek hayatlarında ulaşamadıkları,isteyipte yapamadıklarını vermiyormuydu?Benim kötü günlerim eskide kalmıştı ve günde 6 saat uyku yetiyordu bana.Hayat çok kısaydı,yaşanacak çok şey vardı ve ben eski kötü günlerimi geride bırakmış umut dolu bir gençtim...


Yatağımı olduğu gibi bıraktım,camı açtım ve sabahın o tuhaf temiz ve soğuk havasını bir nefeste içime çektim,annem her zaman ki gibi benden evvel uyanıp kahvaltı masasını hazırlamış sabah haberlerini izliyordu...

-Günaydın!

-Günaydın anne!

Banyoya yöneldim,elimi yüzümü sadece suyla yıkadım.Aynadan bana bakan marjinal tipe baktım bi an,daha sonra yüzdeki en manalı yer olan göz bebeklerinin içine,19 yaşımdaydım ve çocukluğumdan değişmeden bana kalan tek şey olan o kehribar rengi gözlerime baktım...Onlar bana güzel geçen bir çocukluk döneminin,sorunlu geçen bir gençliğin hatıralarıydı.Ama artık üniversiteliydim,geçmişi arkada bırakmalıydım ve geleceğimi elime almalıydım...Zor olan kısmı atlatmış,artık 4 yıl sürecek eğitimime başlamıştım....

Saat 09:30

Hafif bir kahvaltıdan sonra üstüme rahat birşeyler giyip,okula gitmek için aşağıdaki otobüs durağına yürümüştüm.Durak boştu,Sabah işe gitmek için insanlar erkenden yola koyulmuş oluyor,iş ve öğle paydosu saatinin tam ortasında olan bu saatlerde etraf,otobüsler ve duraklar boş oluyordu...Bu kısa mesaafelik yolu yürürken verimsiz uykudan olsa gerek-rüya göremiyordum-gözümün önünden hayatımla ilgili bir kaç saniyelik gündüzdüşleri geçiyordu.Bir yandan müzik dinliyor bir yandan bu manasız kesitleri,düşünmeden izliyordum.Odanın ortasında bir genç sessizce oturuyor birden sahne değişiyor okul bahçesinde kavga ederken bir görüntüsü geliyor tekrar değişiyor ve babasının ona küfrederken bir bir kesit gözünün önünden geçiyordu...Bi an bir titreşim ve sesle irkildi ve otobüsün önünde durduğunu farkettim...

Saat 11:30

Kantindeyim,sanat tarihi sınıftan kendimi zor attım.Hocamız hiç aralıksız ve tek düze bir sesle bir saat boyunca sanat tarihi üzerinde konuştu,okul o hafta eğitime başlamış bense teorik derslerden şimdiden sıkılmaya başlamıştım,ama bugün atölye dersim vardı ve bu açıdan mutluydum,ilk haftanın ilk atölye dersi...

Sonra bir an onu farkettim,nasıl oldu anlamadım ama oldu,çünkü yoğun bir şekilde birbirine girmiş notlarımla ilgilenirken birden onu farketmiş,o ise tam o anda bana bakmıştı ve ben ilk kez onun beni delip geçen gözlerini görmüştüm.O an sanki kalbimin ve çevresine-yüreğim oluyordu heralde-tuhaf bi his yayıldı,ama bu olanlar o kadar kısa bir sürede olduki,sonra ne oldu bilmiyorum heralde önümden biri geçti ve büyü bozuldu o bana sırtını dönmüştü ve bende notlarıma o tuhaf hisle yoğunlaşmaya çalıştım...


13:00

Yavaş adımlarla kampüs içindeki dağılmış binalar arasında atölyeyi arıyordum,derse yarım saat vardı ama benim hiç arkadaşım olmayışındanmıdır bilemediğim dersliklere erken gitme yolunda bir huy edinmiştim...

Sonunda atölyenin olduğu binayı buldum,sağ kanadın sonundaki salona yavaş adımlarla yürüken o yakışıklı çocuğu düşünüyordum,çocuk yakışklımıydı bilmiyorum ben o birkaç saniye içinde sadece gözlerini farkedebildim,ama bu gözler dünyanın en çirkin insanında bile olsa gene bu kadar ilgimi çekerdi...Sonunda uzun koridorun çift kanatlı kapısından içeri girdim,girer girmez bu geniş yere baktım,salonun sonunda bir grup elinde pet bardaklarla bişiler içerken bir konu hakkında hararetle konuşuyordu,bunların hırslı bir arkadaş grubu olduğunu o an anladım,ve o an gene o çocuk,inanamıyordum bizim bölümdeydi yada bizimle aynı günler atölye dersi vardı...

Gene kantindeki olayı yaşadık,kapının çıkartığı sesten-titreşimlerden-bi an kafasını kaldırdı bana baktı ve gene önüne defterine kurt adam kafasına benzettiğim eskizine geri döndü...

Ben ise şaşırmışlığın etkisiyle salonu falan unutmuş ilk bulduğum yere oturmuştum...

Oturduktan sonra bi an sonra bana baktı tekrar hafif bir şekilde gülümsedi,bende tahmin ediyorumki tuhaf bi şekilde gülümsüyerek ona cevap verdim,sonra elindeki kalemi bırakıp iki sıra yanındaki benim yanıma geldi,arkadaki aptallar keşke biraz daha sessiz olabilseydi ama kahkahlarla bişiler anlatıyorlardı birbirlerine,

-Selam

-Selam

-Grafik tasarımda mısın?

-Evet,ssen?

-Bende,adım Berk?sustu bana adımı soruyordu,bir saniye adımı unutur gibi oldum,

-Benim adımda Sedat...

İnanamıyordum,rüya olmalıdı bu o gözleri bu kadar yakından görebilmek,onla konuşabilmek bana masal gibi geliyordu,tanışdığıma memnun oldum diyerek defterini ve çantasını alarak yanımdaki sıraya oturdu-oturuken gene gülümsedi-ve eskisizine döndü...

-Hımss güzel çiziyosun!

-Eee güzel sanatlarda olmamın sebebide bu zaten

-Haklısın
Utanmıştım,daha sonra ben daha ne olduğunu anlayamadan ders başladı.Hoca bişiler söyledi ama ben bir türlü odaklanamıyordum...

Ders çıkışı kantinde oturduk uzun uzun sohbet ettik.Oturduğumuz semtlerin arası 20 dakikalık bir mesafeydi.

Bana öyle geliyordu ki bu çocukta gaydi aynen benim gibi...

Xenophilius

Hiç yorum yok: