26 Mayıs 2010 Çarşamba

Öldüm Ben!

yaşam için sebep,

karın tokluğu .

yaşayamadıklarıma üzgün

kendim oldukça mutlu

ölünce cehennemdir yerim dersem.

Xenophilius

23 Nisan 2010 Cuma

Tünel


“...Her şeye rağmen tek bir tünel vardı, karanlık ve yalnız: benimki.”

Böyle diyordu Ernesto Sabato “Tünel” isimli kitabında. Hayatta nereye baksam bir şekilde insan ve insanlık halleri, yazanın satır aralarında görünen “ben”i dikkatimi çekti. Her insan bir evren. Her insan başka bir bilmece sanki. Her insan başka bir kapı, başka bir pencere. Ve her insanın, art alanda kalan bilinçli/bilinçsiz gizleri, tünelleri. Ne kadar anlatıyoruz/ anlatabiliyoruz kendimizi? Ne kadar anlıyoruz bir diğerini? Kendimizi anlatırken ne kadar dürüst olmaya çalışırsak çalışalım bir yerlerde bazen kendimizin bile farkında olamadığı karanlık köşeler kalıyor. İlginç olan da kendimizde de olan art alanda kalmış bu gizlerin bir diğerinde de olduğunu bilişimiz. Bu gizler insanın kendisiyle birlikte gömülüyor.

Hepimizin yaşamında aşklar, tutkular, kıskançlıklar, yenilgiler, başarılar, uyuyan ya da patlamak üzere olan yanardağlar...! Benim tartışmaya açmak istediğim de insanın içindeki tüneller, insanlık hallerinin ruhsal betimlemeleri. “Ben”i, ona dair ruhsal halleri betimlemekte ne kadar başarılıyız ?


Çocukluğumdan beri tünelleri hep çok sevdim. Gündüzün yakan güneşinden sıyrılıp bir anda kendimizi
karanlığında (ki tünelin çıkışının verdiği aydınlığın yansıması da var) bulduğumuz tüneller... Ve tünelden
çıktıktan sonra kamaşan gözlerimiz... Tünel sözcüğü bana hep bir "sığınma"yı anımsatır. Belki de işte bu
sizin de dediğiniz o "gizli yerimiz". Her şeyi paylaştığımızı düşünsek de derinliklerimizde var olan o gizli
yer... İnsan hep (yalnızlığının bilincinde olarak ya da olmadan) sığınma ihtiyacı duyar o içindeki kabuğa.

Tünel,kendi'dir aslında. Tünel,biz'iz. Yaşam da tünelin iki taraftan aldığı ışık yansımaları...


Xenophilius

6 Nisan 2010 Salı

İkilem!

Sakın bu dünya göze görünür ve görünmez herşeyi ile, doğacak bir çocuğu kandırmak için bütün insanların birlik olup uydurduğu müthiş bir yalan olmasın? ve sakın o çocuk ben olmayayım?''

Necip F. Kısakürek

_________________________________________________________________
Bir kaç gündür düşündüğüm bu şeyin tersini kanıtlayacak bişey varmıdır?

Düşündüğüm şey ise ya şuanda karşımızda olan annemiz,babamız,eşimiz,kardeşimiz bunların hepsinin sadece bizim hayalimiz olduğunu düşünürsek yani aslında annemiz babamız yada kardeşimiz var olsa bile onların gözünde başka bir yaşam varken bizim gözümüzde başka bi yaşam yaşanıyorsa ????

Örneğin aynı anda benim kişisel yaşamımda ben bilgisayarla uğraşıp annem uyurken annemin kişisel yaşamında annem tv izliyor ben yemek yiyiyor olabilir.

Siz ne dersiniz?

Xenophilius

22 Mart 2010 Pazartesi

''Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu
Kimileri dalkavukça sözlerle;
Korkaklar öpücük ile öldürür
Yürekliler kılıç darbeleriyle...''
Oscar Wilde

TEK GECELİK AŞK CİNAYETİ!

Dilimde bir başka tat var, tükürüğü geçiyor gırtlağımdan bir başkasının her yutkunuşumda, mumları yak, ellerin üşümüş, ısıtayım avuçlarımda, iyi ki varsın. Sen kimsin? çok rakı içtik seninle, uzun uzun konuştuk, balık ve yeşillik dinledi ezgimizi, rakı bitti gözlerimizi içtik, sarhoş olurdum hemen her seferinde, uykumuz geldi uzandık yan yana, ellerim değdikçe ellerin büyüdü, ufacıktı ellerin, bir dans melodisi geliyor uzaklardan, sarıl bana, hadi sarılsana, çok arıyorum seni...
arada bir uğra, özlüyorsun beni itiraf et, hiçbirini benim kadar sevememiştin zaten, ben başkaydım, devam et, başladık bir kere, dibine vurmalı gecenin, elimi tutuyor, dudaklarını bulamıyorum, kaçırıyor yüzünü benden, kocaman ellerin var, göğsüne koyuyorum başımı, duyamıyorum kalp atışlarını,
sen misin? Beni koruyacağını, sonsuza kadar beni koruyacağını fısıldıyorsun, kendini korumaya mecalin yok senin, kendini koruyabilecek misin? Kendini benden, sana verebileceğim zarardan koruyabilecek misin? Yaşının verdiği olgunluğa güveniyorsun, çocuk, senin yaşın kadar tilki geziyor göğsüne yaslı başımın içinde, tilkilerin hiç birinin kuyruğu birbirine değmiyor. Nasıl güvenebildin bu kadar bana?, darmadağın edeceğimi tahmin etmeliydin mahrem mabetlerini. Paramparça edeceğim seni ve saklı mağaramda zafer nidaları atacağım gözyaşlarımla, hıçkıra hıçkıra, koru yalvarırım kendini, koru kendinden beni, herkesi birden yaşamak istiyoruz her ikimizde, kendimiz dışında herkesi birden, tüm aç gözlülüğümüzle, maymun iştahlılıkla yaşamak ve kapı önüne konulan çöp poşetleri misali birilerinin almasını umarak unutmak, hayatı en akışkan yerinden emmek, sömürmek, pestilini çıkartmak, posasını evrenin bir ucuna fırlatıp atmak. Nasıl güvenebildim bu kadar sana? kusurlarımı nasıl önüne serebildim sorgusuz, sualsiz ?, rol yapıyorum, sakın kanma, sarhoş değilim, ucu kanlı hançerler taşıyorum sol göğsümün altında, güvenmiyorum sana, sakın hamle yapmaya kalkma, yücelmeye inananlardansın, komik, yücelteceğini mi sanıyorsun beni de, söndür mumları, öylesine diplerdeyiz ki oysa, bataklıklarına dalıyorum, kımıldama, iyi olmaya özenme boşuna, çırpındıkça batacağız kucak kucağa… amma da hanım evladısın, canın yanmıyor, bağırma, öyle çok akmış ki ruhunun akıntıları kendine, kendini evrenin merkezi sanıyor nehirlerin, tıkanıp kalmışlar, eşsiz ve engin, vıcık vıcık balçık yığını, benim güzel bataklığım, çırpınma, işimi zorlaştırma, çıkış kapıları açıyorum ruhunda, kendini yıkabilsen, yıkayabilsen demiyorum, yık diyorum, pissin işte, arıtabileceğini mi sandın öpücüklerle kirlerimizi… ah paramparça etsen kendini, benim bedeninde kendimi milyonlarca parçaya böldüğüm gibi, bulaştırdım sana ellerimi, tüm insanlar kadar pisim, diye itiraf edebilsen, bağışlarım seni, yaralıyım, sevişemem, boşuna bekleme, daha et parçalarımı ve irin damlalarımı toplayacağım, kalk hadi, akan kanları kirletme, yerdeki yürek seninki mi, yoksa benimki mi? Ben yüreğimi çoktan kaybetmiştim, sahi…Sen kimdin? Ben kimim peki? Kalk hadi, neden atmıyor yüreğin, nerede nefes alıp vermelerin, toplayıp sağa sola saçılmış organlarını gideceğim biraz sonra, gizli mağarama, göğsündeki hançerimin senin olacağını sanma, kalk hadi, sil kanayan pisliklerini, sahip çık akan kanına, kanımla karıştırma…


Sabahın aydınlığı
açmamı sağladı gözlerimi,
Sen kimdin sahi?
Çekip gitme vaktim geldi,
ben bulurum geldiğim ini,
Böyle doyurdum içimdeki caniyi,
Bizimkisi,
tek gecelik aşk cinayeti…

Xenophilius

15 Mart 2010 Pazartesi

Tanrıya Mektuplar

Avrupa ve Amerika’da 2-9 yaş çocuklara Tanrı’ya ilişkin düşüncelerini sormuşlar. Dinsel eğitimin bir parçası olarak çocuklara Tanrı’ya bir mektup yazın ve duygularınızı isteklerinizi anlatın demişler.

1) Sevgili Tanrı, şu andaki eksiklerimi yazıyorum: Yeni bir bisiklet, bir kimya seti, köpek, film makinesi, beyzbol eldiveni. Hepsini gönderemezsen birazı da olur.
Seni seven Eric --5 yaşında-
Not: Noel Baba’nın olmadığını biliyorum.

2) Canım canım Tanrı,
Astronotları öyle yukari firlatip firfir döndürmelerinden ödüm kopuyor. N’olur onların bizim evin çatısına düşmelerine izin verme.
Dostun Norman --4.5 yaşında-

3) Sevgili Tanrım,
insanlarin ölmelerine izin verip yenilerini yapmak yerine neden elindekileri tutmuyorsun? Jane --6 yaşında-

4) Sevgili Tanrı,
Lütfen bana bir midilli gönder. Senden şimdiye kadar hiçbir şey istemedim. Bunu da herhalde unutmazsın.
Bruce --4 yaşında-

5) Sevgili Tanrı,
Babam çok aksi. Onu bu huyundan vazgeçirmeni istiyorum. Ama lütfen canını yakma. Sevgilerle.
Martin --5 yaşında-

6) Sevgili Tanrı,
Bulutlardan biri yüzünü öyle korkunç yaptı ki ödüm koptu. N’olur söyle ona bi’ daha öyle yapmasın.
Ellen --3 yaşynda-

7) Sevgili Tanrı,
Sahiden var mısın? Bazıları buna inanmıyor: Eğer varsan gecikmeden bir şeyler yapmanda fayda var.
Harriet Ann --6 yaşında-

8) Sevgili Tanrı,
Eğer hiç kimse bilmeyecekse iyi olmanın ne yararı var?
Mark --8 yaşında-

9) Tanrı’cım,
Üst kattakiler durmadan bağıra çağıra kavga ediyorlar. Bence yalnızca çok iyi arkadaşların evlenmesine izin vermelisin.
Nan --5 yaşında-

10) Sevgili Tanrım,
Ne diye bu kadar çok insan yarattın. Başka bir dünya daha yapıp fazlalıkları oraya koyamaz mısın?
J.B. --7 yaşında-

11) Tanrım,
Insanlara ruhları her zaman doğru mu dağıtıyorsun? Yanlış yapabilirsin.
Audrey --8 yaşında-

12) Sevgili Tanrı,
Sen tuhaf ne yaparsan yap herkes hayran oluyor; ama ben ufacık bir şaka bile yapsam yiyorum fırçayı.
Jodie --6.5 yaşında-

13) Sevgili Tanrı,
Bizi hiç merak etme çünkü bizimkiler çok dindar.
Teddy --9 yaşında-

14) Sevgili Tanrı,
Bende senin dışında bütün liderlerin resmi var. Norman --6 yaşında-

15) Tanrım,
Şişman olunca kimse senin arkadaşın olmak istemiyor.
Billy Jean --9 yaşında-

16) Sevgili Tanrım,
Oğlanlar kızlardan daha mi üstün? Biliyorum sen de onlardansın ama gene de dürüst olmaya çalış.
Sylvia --5 yaşında-

17) Sevgili Tanrı,
Kitabını okudum ve beğendim. Bütün o fikirler nereden geldi aklına?
John --8 yaşında-

18) Sevgili Tanrı,
Zürafaların görünümünü isteyerek mi böyle yaptın, yoksa yanlışlıkla mı oldu?
Norman --4 yaşında-

19) Tanrım,
İncil’de neden hiç karının adi geçmiyor? Yoksa İncil’i yazarken daha evlenmemiş miydiniz?
Larry --6 yaşında-

20) Sevgili Tanrım,
Tamam incil’de öbür yanağını çevir dedin biliyorum; ama kardeşim gözüme vurunca ne yapacağım?
Sevgiler, Teresa --5 yaşında-

21) Sevgili Tanrı,
Tanrı oldugunu nasıl bilebildin?
Charlene --3 yaşında-

22) Sevgili Tanrı,
Senin yaşına geldiğimde tıpkı senin gibi olmak istiyorum. Tamam mı?
Tommy --4 yaşında-

23) Sevgili Tanrım,
Eger Tanrı ben olsaydım bu kadar iyi olmazdım. Bunu aklından çıkarma.
Michelle --6 yaşında-


:)

Xenophilius

15 Şubat 2010 Pazartesi


GÜNDÜZDÜŞÜ!
4.BÖLÜM:BAKIŞ

-Deli bu kız ya!

Berk,kapanan dış kapının ardından sadece bunu söyledi,ev bi anda sessizleşmişti,yada bana öyle geliyordu...

Kahvelerimizi alıp salona geçtik,rahat iki koltuğa karşılıklı oturduk.Benim amacım bir an önce kahvemi bitirip kalkmaktı.Çünkü tanışalı çok olmamıştı,onun bana olan duygularını bilmiyordum ve her an ağzımdan istemdışı birşeyler kaçabilrdi.(Ateşle barutu bir yerde tutmak gibi birşeydi bu!)

Berk televizyonu açtı,güzel bir film kanalında durdu.Ben bir yandan kahvemi içerken bir yandan oynayan filme göz attım.

Yeni oturmuşluğun verdiği havayı atlatmış olacak ki Berk:

-EEe nasıl buldun evimi?

-Sanki ilk defa gelmişim gibi konuşuyorsun!?

-Aa geçen seferi sayma,oturmamıştın bile!

-Güzel bi ev,öğrenci evi işte;ama ne olursa olsun tek yaşamak güzel bir şey olsa gerek en azından karışanın yok!

-Evet haklısın,ama zor ya hele sevgilin yoksa!

Tıkandım,ama çaktırmadım...

-Bilmem zor olsa gerek,ben ikisinede sahip değilimde!

-Ay yazık benim zuzuma,büyünce seninde olur abicim!

Gözlerimi kaydırdım ve hafiften güldük.Gülünce bitanemin gözleri daha bir güzel oluyordu.Kahvelerimizi bitirdik,ben biraz sonra kalkmaya niyetliydim...

-Eee cidden konuyu Mine açmasa hiç aklımıza gelmicekti,yokmu sende şöle bir aday?

-Nası?

-Sevgilin olmadığını biliyorum,ama duygularını okşayan eminim biri vardır!?

SENSİN O SALAK!demeyi çok isterdim ama:

-Yok ya,biliyosun geçen sene acayip yoğunduk,ee üniversitede yeni bi ortam...

Cümlem havada kaldı,kızardım ama kendimi sıkmadım...

-Hıms öyle olsun!

Ben hemen üste çıkmak istedim...

-EEee kimmiş ki senin kalbini çalan?Mine sorduğunda söylemedin ama bana söyliyebilirsin.

-Aslında daha emin değilim,bilmiyorum ya!

Ayağı kalktı,önümüzdeki sehpanın bana uzak olan köşesinden dolandı,mutfağa yöneliyordu besbelli,ama sora duraksadı ve tam gözlerim içine baktı,derinlerime..O an işte o an unutamıyacağım bi andı,nası cesaret edip kalktım yanına gittim bilemiyorum ama...

-SENSİN O SALAK!

Cümlemi bitirmemle beni öpmesi bir oldu.Aman tanrım o gözleri bu kadar yakından görmek,birde onun sahibini öpmek hayal gibi birşey olmalıydı.Kollarıyla beni kavradı,ben hala gözlerine bakabiliyordum,sora tatmadığım duygularım ortaya çıktı ve gözlerimizi kapadık.İlk defa birisini bu kadar taparcasına arzuladığımı farkediyordum.Birbirimizi sarmaladık....Beni okşuyordu...

-Seni seviyorum!

-BENDE!

Bir kaç saniyeliğine ayrıldık,ama birden ani bi hareketle kavuştuk birbirimize tekrardan...

Bir yandan birbirimizi soyuyor;birbirimize aşk fısıltılarımızı sarfederken,birbirimizi öpebiliyor;ben bu arada yakışıklımın gözlerini,ifadesini kaçırmamaya çalışıyordum.Normalde sakız çiğnerken yürüyemeyen ben aynı anda taparcasına sevdiğim bu adamın her anını beynime kazıyor ve ona ayak uydurmaya çalışıyordum...
Kokusu...
Bakışı...
Hafif iniltisi...
Nefes alışı...
Hayal olmalıydı,demekki oda beni arzuluyordu.En sonunda kavuşmuştuk işte,birbirimize en ''özel''imizi sunmuştuk.Bu cinsellikten öte birşeydi...

Tek düşünebildiğim oydu,varlığımı anlamlı kılan;benim bir parçamdı o,en özelim,yakışıklım...

Xenophilius

12 Şubat 2010 Cuma

GündüzDüşü!
3.Bölüm:Çatlak Minnoş!

-Hadi Sedat!!!

-Ya geliyorum!

-Oufs olum ben sana saat yedi gibi gelirim dediğimi hatırlıyorum!?

-Oğlum diye demiyorum canım,pek süslüdür kendisi...


Annemle Berk bir yandan kahve içip bir yandan beni çekiştirirken-gülüyorlardı!-,ben içerde sweatshirtlerimle boğuşuyordum,sonunda birisine(mor,v yaka)karar verip giydim,her zaman kullanmadığım ithal kokumdan sürüp yanlarına gittim.

-Anne,bakıyorum da Berk'le tanışalı bir hafta oldu ama maşallahınız var,isterseniz evlad edinebilirsiniz!?


-Eee seni ne yapcaz o zaman(kirkirdediler)


-Eh benide artık esirgeme yurduna falan verirsiniz!

Üçümüzda hafif kahkahalarla güldük...

Annem kapıda:

-Hadi bakalım iyi eğlenceler,tatlım geç kalıcak olursan eğer haber vermeyi unutma olur mu?

Evet anlamında başımı salladım(aslında burası yalan:D gözlerimi kaydırıp,heyecanlı ve umursamaz bir şekilde yarım açıyla başımı salladım desem daha doğru olur:D!)

Tabi yanımdaki koca bebek Berk olunca,kafamın arkasına hafifçe ve espiriyle karışık şaplağı yedim.

-Olum döverim bak seni,anneye nası cevap veriyosun sen?Bu arada anneme göz kırptı ve gülümsedi...Bu arada bende ona ''ben-sana-sonra-gösteririm''bakışı attım.Annem Berk'i en kısa sürede yemeğe beklediğini söyliyerek kapıyı kapadı.

Dışarı çıktık.Gece denilen o kışkırtıcı sonsuzluğa...Hava tertemizdi,ay tepemizde bütün berraklığıyla asılı duruyor,ışığının aydınlattığı herşey tuhaf bir şekilde güzelleşiyordu.Ay ışığı bitanemin gözlerini daha bir güzel yapıyor,aklımı başımdan alıyordu.(Geceleri her zaman daha çok sevmişimdir,bunda güneş ışığına alerjimin ve bana çocukken anlatılan masalların etkisi vardır.)Uzun yokuştan aşağı indik,sokağın başından sağa dönüp yürümeye başladık,bulduğumuz ilk taksiye atlayıp doğruca Ankara'nın en eski sinemalarından biri olan Metropol sinemasında indik.

-Hangi filme girelim?dedim ben

-Bilmem sence?

-Komedi olsun bence

-Aaa güzel bir romantik komedi var?!

''İlk Elli ÖPÜCÜK''filminin afişini gösterdi,iki bilet aldık,orta sıranın orta koltuklarından bi yerde...

Filmin sonunda tuhaf duygularla dışarı çıktık.Berk ya çok aptaldı yada çok zeki.Çünkü ben bütün film boyunca kendimi bazen çok feci kaptırıp ona bakmaktan kendimi alamamış,ama ondan ne olumlu nede olumsuz tepki almıştım!
Çıkışta hem birşeyler yemek hemde akşamın kalan vaktini geçirmek için biryerlerde oturmaya karar verdik,cevremizce onlarca kafe ve restorant duruken biz Köskös'e gitmeye karar verdik.

Bir yandan filmden bahsediyor,bir yandan Berk'in ''açıktım''nidalarını dinliyordum ama aklım başka yerdeydi.Henüz arkadaştık,belki eşcinsel olmanın getirdiği ''kısıtlı arkadaş edinebilme''sendromundan arkadaşlıktan biraz daha öteydik,tanışalı 22 gün olmuştu ve biz bir çok şeyimizi birbirimizle paylaşmış,normal arkaşların uzun uzudaya atlatılamıyan ''resmi''bölümlerini aşmıştık.Ama sonumuz ne olcaktı?Benim bir türlü adını koyamadığım,giderek içimde büyüyen duygu-aşktan öteydi,tutku,saplantı,hastalık-içimi yavaş yavaş-22 gün bana acayip uzun bir zaman dilimi gibi gelmişti-kaplıyordu.

Köskös'ün çift kanatlı meşe kaplama kapısından içeri girdik,ilgimi çeken ilk şey mekanın kalabalık olduğuydu.Bir masada büyük bir arkadaş gurubu bir şeyler konuşurken laptoplarından birbirlerine birşeyler gösteriyordu,başka masada bir çift el ele göz göze oturuyordu,başka bi masada çok yakışıklı bir beyefendi,servis yapan garsonlardan birine gözünü dikmiş izliyor bir yandan saatine bakıyordu...

-Berk,dolu heralde?

Aniden herkesin gayet net bir şekilde duyabileceği,ilk duyduğunda insan kulağına çok neşeli ve şen gelen bir ses,

-BERKKKKKK!

Sesin nerden geldiğine baktım.Barın hemen bir masa önünde servis kapısına bakan bir masadan geliyordu,mekan küçüktü ama salonun sonundaki bi masadan girişe seslenmek bana pek akıl karı gelmemişti.Bu ses orta boylu acayip kıvırcık saçlı,mavi gözlü hoş bir kızdan geliyordu.

Berk gülümsedi,bana baktı ve elimden tutup masaya doğru yürüdü.(Elimi tutması hoşuma gitmişti ama benim peşimden geldiğini anladığında elimi bıraktı,peh bendekide şans!)

-Naber esas oğlan!


-İyiyim kankaların bitanesi!Ya sen İstanbul'da değil miydin?


Birbirlerini çok içten sarılıp öpüştüler,ben bu sırada kızı dikkatle inceledim.Kızı size tek kelimeyle anlatmam gerekirse,çatlak onu karşılayan kelime olabilir.Çok kısa ve otontik desenlerle kaplı balon bir etek,fırfırlı,düğmeli,işlemeli bir buluz,üstüne tuhaf bir şal,bir elde eldiven ve değişik aksesuarlar.Kızın bu tuhaf!giyim tarzının yanında muteşem bir fiziğini ve olağan üstü mavi gözlerini bahsetmeden geçemiyeceğim.Ben kızı incelerken,kız ahtopot gibi sarıldığı Berk'i bıraktı ve bir nefes süresi sonra bana baktı.Berk hemen beni tanıttı.


-Minnoşum bu Sedat;Sedat'cığım bu minnoş yani mine!


Elimi uzattım,kız elimi tutup iki yanımdan gayet samimi öptü beni...


Masaya oturduk(kafe kalabalıktı,sohbeti kısa tutup başka bi masaya geçme şansımız yoktu ki Berk'inde öyle bir niyeti yoktu.)


-Ya kızım nerden çıktın sen,hani İstanbul'daydın!?


-''daydım!''Kafama esti döndüm ya aslında çok güzel bir şehir ama bi türlü alışamadım,ne arkadaşım vardı ne de Ankara'daki gibi boş otoparklar!


Gülüştüler.Berk bana dönüp,


-Minnoşla uzun süredir dostuz ben lise birdeyken o güzel sanatlara yeni başlamıştı.Uzaktan kuzinim olur,ama kan bağı olmasaydıda buğün ancak onu bu kadar sevebilirdim!


-Ne güzel...


Üstümüzü başımızı soyduk.Servis açıldı,bişiler istedik yemek için.Bu arada bunlar birbirlerine ortak tanıkıları falan soruyolar.Yemeklerimiz gelince,Mine bana dönüp


-Eee Sedat,nasıl tanıştınız?


-Üniversitede aynı bölümde aynı dönemdeyiz


-Çok güzel,Berk çok şahane bir insandır,inan tanıdığına asla pişman olmıyacaksın!


-Eminim öyle olacak...


Sonra havadan sudan konular açıldı,sohbete bende dahil oldum.Mine Trt'de dekor tasarımcısı olarak çalışıyormuş,işinin ehli biriymiş.9 ay süren bir nişanlılıktan sonra evlilik defterini kapatıp serbest takılmaya başlamış...


Onun bu dokuz aylık ilişkisinin hikayesi bitince-gülmekten yemek yiyememiştik-,bu deli Berk'e dönüp:


-EEe yokmu bu aralar şöle kalbini çalan biri?!


-YOK!


-Nası yok oğlum,ortalık cibil gibi yakışklı erkek kaynıyor ve bunların çoğu gay!


-Aslında var birisi!


O an beynimden vurulmuşa döndüm,cümlenin bi iki saniye sonrası çatalımı yere düşürdüm ama bozuntuya vermemdim,garsonu çağırıp değiştirmesini istedim....


-Hımss kim bu yakışıklı?


- Ya bilmiyorum,ben bişeyler hissediyorum ama o bana karşı birşeyler hissediyor mu bilmiyorum?


-Platonik bişey mi?yoksa gay değil mi?


-Tam öyle denemez...


Cümlesi havada kaldı,ben konuulanlardan utanmıyım diye önümdeki biftek tabağıyla ilgilenmeye başladım.-Sencede fazla pişmemiş mi?-.Tanrı gene benle oyun oynuyordu,ama ben böyle olacağını biliyordum.Berk ve ben ha!Delilik olmalı bu!


2 saatlik eğlenceli bir yemeğin ardından üçümüz kalktık,Berk tutturdu bende kahve içiçez diye,Mine'ni arabasına binip Berklere geçtik...


İçeri girdik,üzerimizdekileri çıkarttık.Daha önce beş dakikalığına girdiğim bu evin salonuna geçtik.Berk hemen su ısıtmaya gitti.Bizde Mine'yle İstanbuldaki jazz clublardan bahsettik.Ben bi ara su içmeye mutfağa gittim,yakışıklım bir yandan su ısıtıyor,bir yandan ufak atıştırmalıklar hazırlıyordu.İçerden,


-Berkkkkkkkk!


Koridora baktık.Mine montunu giyiyordu...


-Ne oldu?


-Ya yarın çok önemli bi toplantım var,şimdi arkadaş aradı,pc'si arıza yapmış.Evden benim laptopu alıp ona geçeceğim.


-Ya bi kahve içseydin,kaçmıyo ya arkadaşın!...


-Dadtlum benim yerimede için siz,ben hemen oraya geçiyim ki işimiz hemencecik bitsin.Hem ben daha Ankara'dayım görüşürüz eminim!


-Hele bir görüşmeyelim!


Mine apartopar çıktı...


Kaldık mı başbaşa?:D

Xenophilius

8 Şubat 2010 Pazartesi


GÜNDÜZDÜŞÜ!
2.Bölüm:Tanrıyla Anlaşmamız!
Okuludan 17:00 sularında çıktık.Onu daha yeni tanımıştım,ama uzun süredir beklediğim kişinin o olduğuna emindim.Kapıda ayrıldık,ben otobüs durağına yöneldim,hava daha aydınlıktı eve gitmek istemiyordum ama yeni başladığım üniversitede hiç arkadaşım yoktu,yapacak daha iyi birşey olmadığım kararına varıp eve gitmek üzere otobüs beklemeye başladım...
Eve geldiğimde yorgundum,üzerimdekileri çıkarıp doğru yatağa uzandım.Onu düşünüyordum;gözlerini,güzel gözlerini....
Birden telefonum çaldı,o an düşündüğüm için bi kaç saniye sonra farkettim...Çantamı tersdüz ettikten sonra,oyığının içinden telefonu çıkardım,oydu tanrım inanamıyorum!
-Efendim?

-Alo,Sedat naber?

-İyiim sen nasılsın?

-Bende iyiyim ne olsun,ya bak ne diyeceğim hiç arkadaşın olmadığını söylemiştin,benimde aşağı yukarı öyle,ne dersin bi yerlerde buluşalım mı?
-Bilemiyorum...
İnanamıyorum,ne kadar aptalım uzun zamandır aradığım kişiyi bulmuş ve ben ona ilk teklifinde bilemiyorum demiştim...
-Aslında olabilir...

-Oke,ya bizim okulun iki aşağı sokağında,kitapçıların orda köskös diye şirin bi kafe var orda buluşalım mı?

-Olabilir,bir saat sonra diyelim mi?

-Oke,görüşürüz

-Görüşürüz...

Şimdi benim bundan ne çıkarmam gerekiyordu ki?Onun daha eşcinsel olup olmadığını bile bilmiyordum,eğer öyle ise bile onla bişiler yaşayıp yaşamıyacağımızı,arkadaş olup olamıcağımızı bile bilmiyordum.Tamam ondan etkilenmiştim ama hayatım uzun süredir istediğim gibi gidiyordu ve bu tanımadığım kişi benim hayatımın neresinde olacaktı?
Bütün bu sorular kafamı kurcalarken,kalktım üstümü değiştirdim(Okulda giydiklerimi mi giysem acaba,yanlış anlamasın sonnra?).Annemle birer bardak bişiler içip kendimi Ankara'nın o soğuk akşamlarından birine attım.Cidden soğuktu,belkide şehrin bu ''resmi'' havası,doğal iklim şartlarının bir sonucuydu...Neler düşünüyordum tanrım!Ama kafamı dağıtmalı ilk günden çocuğun içine düşmemeliydim...

Otobüsten indim,bizim okulun hemen önündeki durakta,kavşaktaki banketten dar ama bana viyana sokaklarını hatırlatan,sağlı sollu;kitapçıların,kafelerin,sanat evlerinin bulunduğu ana sokaktan aşağı doğru yürüdüm...İkinci sokak olduğunu söylemişti...İşte ordaydı,bütün sevimliliğiyle dhaa sonra bizim uğrak yerimiz olacak köskös kafe...

İçeri girdim,burası şık ve sevimliliğin iç içe girdiği,küçük koltukların ve masaların sıkış tıkış dizildiği,çiçekli duvar kağıtlarının göz doldurduğu,basık bir havası olan tuhaf bir kafeydi.İçerisi muhteşem kahve kokuyordu,her zaman kahveye bayılmışımdır.Böyle bi yer seçtiği için eminim oda kahveyi seviyordu...
Mekanın ortalarında bir yerde bi yere oturdum,daha sonraları bizim masamız olacak yer iki masa arkamızda,kafenin cama yakın köşesi olacaktı...

Ve beklemeye başladım,dersliklere erken gidiş huyum bu akşamda nüks etmiş olacak ki buluşmaya yarım saat erken gelmiştim...Bir yandan mekanı inceliyor,bir yandan da buğünü düşünüyordum.Ses tonunu,saçlarını,kahkaha atışını,gözlerini...

5 dakika geçmeden,kapıdan içeri bir kaç kişiden sonra o girdi.Mekan o ana kadar bomboştu,ama o girmeden önce bir kaç kişi girmiş ve sağlı sollu masalara yayıldılar.Sonra o girdi.Berk,aklımı başımdan alan çocuk!tanrım gay olsun lütfen!Oufs tanrıyla neler konuşuyordum!Yeri gelmişken tanrım sen arapçadan başka dil biliyor muydun?
-Selam,çok bekletmedim ya?soruyu sorarken bi çocuğun heyecanıyla gülmesedi ve tam karşıma gelecek şekilde oturdu.

-Yoo yeni geldim,dışarısı ne kadar soğuk değil mi?

-Evet,bende erkenden geldim,evde sıkılıyorum

-Evet bende,ama üniversite yeni bi ortam ve yeni ortam yeni arkadaşlıklar demektir!

Normalde bu kadar ''bilmiş'' cümleler kurmuyordum,ama o gözlere bakarken kendimi basit buluyordum ve belkide bu cümlemle arayı kapatmaya calışmıştım.Bu arada yakışıklı bi garson bizle birlikte 3 masa arasında dolaşıyor kimse bişiler istemeden yanlarına gitmiyordu...

-Şık ve şirin bi yer burası !?

-Köskös?,evet öyledir!Çok severim ben burayı lisedeyken de takılırdık buralarda...(Kızlarla takılıyodu eminim!)

-Hıms ee neye borçluyuz bu görüşmeyi?

-Hiç öylesine,daha bugün tanıştık ama sana kanım kaynadı,görüşmek istedim.

Bu arada telefonun sigarasını cıkarıp masanın üzerine koydu

İki irlanda üsulü CAPPUCİNO istedik...

-Şu dünyaca ünlü ressam varya,hani İstanbulda sergisi olan?dedi.

-Sir DECLAN'mı?

-Evet,giriş için biletim var biliyosun çok önemli bi ressam ve türkiyede ki ilk sergisi...

-Hıms evet,ee kimle gidiyosun?

-Aslında üniversiteden tandığım pek kimse yok,çevremdede resimle ilgilenen de yok,belki senle gideriz diye düşündüm...?

Tanrı dualarımı en sonunda duymuştu,burdan çıkışta ilk işim gidip herhangi bir ilahi dine mensup olmaktı...

-Tabi neden olmasın

Kahvelerimiz geldi.Konu ordan oraya atladı,sonunda ilişkilere geldi...

-Birlikte olduğun biri var mı?diye sordu.

-Şu an yok,senin?

-Benimde uzun zaman önce birisini sevdim ama olmadı.


Beynimden ağzıma bişiler geliyordu sanki,yada kalbimden mi?
-Birşey söyliyeceğim...?

-Evet
Bunu yaptığıma inanamıyorum,ama kelimler bi anda ağzımdan fırladı...

-BENEŞCİNSELİM,YANİGAY!

Hemen kahveden bir yudum içtim,irlanda sosu kahveyi ağırlaştırmış genzimi yakmıştı,belkide yakan söylediğim kelimlerdi...

Bi an duraksadı ve gülümsedi...

-Biliyordum

-Pardon?

-Biliyordum,ilk bakışında fark ettim,ancak birisi bu kadar derin bakabilirdi,beni daha önce görmüş olmalısın heralde,ordan anladın değilmi?

-Neyi,şey yoksa?

-Evet,bundan çok iyi anlaştık senle!

İnanmıyordum tanrıyla bir ilki gerçekleştirmiştim,o anlaşmaya uymuştu,sıra bendeydi acaba hangisi bana daha yakındı ilahi dinlerden?

Xenophilius