8 Eylül 2010 Çarşamba

Home!

Güçsüzü koruyan ahlakımız, yalnızca nüfusu artırmakta başarılı olduğundan artık Dünya'da kalabalık, ve aynı zamanda giderek salaklaşan bir insan soyu yürüyor. Bu gezegene hükmetmemizi mazur gösterecek kadar ne onurlu bir geçmişe, ne de umutlu bir geleceğe ise hiç sahip olamadık. Amaçsız yaşamlarınıza, anlam arıyorsanız eğer; kendiniz yada çevreniz için değil, soyumuzun bu ayıbını kapatmak için uğraşın...

Xenophilius

16 Haziran 2010 Çarşamba

Tanrı herkes için BÜYÜK mü?

yanağımdaki ben acaba hangisi?

''kişiselmi?
genelmi?''

" tanrı: alemleri sevgi üzerine yarattı
çünkü sevgide genişleme vardır. kötülükte ise içe dönüklülük..."

sen nedediğinin farkındamısın?
Tanrılar alemini karşına alıyorsun,

İçine dönmek birleştirmektir,kullar söz dinlemeli birleştirmeli dağılmamalı genişlememelidir.
genişleyen kesip parçalar,parçalar parça olduğu için genişleme olmuştur.

Balonu şişirirsin ve buna sevgi dersin,çok sevme balon patlar.
Din de balonu sıkıştırarak patlatmaya çalışıyor.
belkide sevgi balonu rahat bırakmaktır!

Xenophilius

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Öldüm Ben!

yaşam için sebep,

karın tokluğu .

yaşayamadıklarıma üzgün

kendim oldukça mutlu

ölünce cehennemdir yerim dersem.

Xenophilius

23 Nisan 2010 Cuma

Tünel


“...Her şeye rağmen tek bir tünel vardı, karanlık ve yalnız: benimki.”

Böyle diyordu Ernesto Sabato “Tünel” isimli kitabında. Hayatta nereye baksam bir şekilde insan ve insanlık halleri, yazanın satır aralarında görünen “ben”i dikkatimi çekti. Her insan bir evren. Her insan başka bir bilmece sanki. Her insan başka bir kapı, başka bir pencere. Ve her insanın, art alanda kalan bilinçli/bilinçsiz gizleri, tünelleri. Ne kadar anlatıyoruz/ anlatabiliyoruz kendimizi? Ne kadar anlıyoruz bir diğerini? Kendimizi anlatırken ne kadar dürüst olmaya çalışırsak çalışalım bir yerlerde bazen kendimizin bile farkında olamadığı karanlık köşeler kalıyor. İlginç olan da kendimizde de olan art alanda kalmış bu gizlerin bir diğerinde de olduğunu bilişimiz. Bu gizler insanın kendisiyle birlikte gömülüyor.

Hepimizin yaşamında aşklar, tutkular, kıskançlıklar, yenilgiler, başarılar, uyuyan ya da patlamak üzere olan yanardağlar...! Benim tartışmaya açmak istediğim de insanın içindeki tüneller, insanlık hallerinin ruhsal betimlemeleri. “Ben”i, ona dair ruhsal halleri betimlemekte ne kadar başarılıyız ?


Çocukluğumdan beri tünelleri hep çok sevdim. Gündüzün yakan güneşinden sıyrılıp bir anda kendimizi
karanlığında (ki tünelin çıkışının verdiği aydınlığın yansıması da var) bulduğumuz tüneller... Ve tünelden
çıktıktan sonra kamaşan gözlerimiz... Tünel sözcüğü bana hep bir "sığınma"yı anımsatır. Belki de işte bu
sizin de dediğiniz o "gizli yerimiz". Her şeyi paylaştığımızı düşünsek de derinliklerimizde var olan o gizli
yer... İnsan hep (yalnızlığının bilincinde olarak ya da olmadan) sığınma ihtiyacı duyar o içindeki kabuğa.

Tünel,kendi'dir aslında. Tünel,biz'iz. Yaşam da tünelin iki taraftan aldığı ışık yansımaları...


Xenophilius

6 Nisan 2010 Salı

İkilem!

Sakın bu dünya göze görünür ve görünmez herşeyi ile, doğacak bir çocuğu kandırmak için bütün insanların birlik olup uydurduğu müthiş bir yalan olmasın? ve sakın o çocuk ben olmayayım?''

Necip F. Kısakürek

_________________________________________________________________
Bir kaç gündür düşündüğüm bu şeyin tersini kanıtlayacak bişey varmıdır?

Düşündüğüm şey ise ya şuanda karşımızda olan annemiz,babamız,eşimiz,kardeşimiz bunların hepsinin sadece bizim hayalimiz olduğunu düşünürsek yani aslında annemiz babamız yada kardeşimiz var olsa bile onların gözünde başka bir yaşam varken bizim gözümüzde başka bi yaşam yaşanıyorsa ????

Örneğin aynı anda benim kişisel yaşamımda ben bilgisayarla uğraşıp annem uyurken annemin kişisel yaşamında annem tv izliyor ben yemek yiyiyor olabilir.

Siz ne dersiniz?

Xenophilius

22 Mart 2010 Pazartesi

''Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu
Kimileri dalkavukça sözlerle;
Korkaklar öpücük ile öldürür
Yürekliler kılıç darbeleriyle...''
Oscar Wilde

TEK GECELİK AŞK CİNAYETİ!

Dilimde bir başka tat var, tükürüğü geçiyor gırtlağımdan bir başkasının her yutkunuşumda, mumları yak, ellerin üşümüş, ısıtayım avuçlarımda, iyi ki varsın. Sen kimsin? çok rakı içtik seninle, uzun uzun konuştuk, balık ve yeşillik dinledi ezgimizi, rakı bitti gözlerimizi içtik, sarhoş olurdum hemen her seferinde, uykumuz geldi uzandık yan yana, ellerim değdikçe ellerin büyüdü, ufacıktı ellerin, bir dans melodisi geliyor uzaklardan, sarıl bana, hadi sarılsana, çok arıyorum seni...
arada bir uğra, özlüyorsun beni itiraf et, hiçbirini benim kadar sevememiştin zaten, ben başkaydım, devam et, başladık bir kere, dibine vurmalı gecenin, elimi tutuyor, dudaklarını bulamıyorum, kaçırıyor yüzünü benden, kocaman ellerin var, göğsüne koyuyorum başımı, duyamıyorum kalp atışlarını,
sen misin? Beni koruyacağını, sonsuza kadar beni koruyacağını fısıldıyorsun, kendini korumaya mecalin yok senin, kendini koruyabilecek misin? Kendini benden, sana verebileceğim zarardan koruyabilecek misin? Yaşının verdiği olgunluğa güveniyorsun, çocuk, senin yaşın kadar tilki geziyor göğsüne yaslı başımın içinde, tilkilerin hiç birinin kuyruğu birbirine değmiyor. Nasıl güvenebildin bu kadar bana?, darmadağın edeceğimi tahmin etmeliydin mahrem mabetlerini. Paramparça edeceğim seni ve saklı mağaramda zafer nidaları atacağım gözyaşlarımla, hıçkıra hıçkıra, koru yalvarırım kendini, koru kendinden beni, herkesi birden yaşamak istiyoruz her ikimizde, kendimiz dışında herkesi birden, tüm aç gözlülüğümüzle, maymun iştahlılıkla yaşamak ve kapı önüne konulan çöp poşetleri misali birilerinin almasını umarak unutmak, hayatı en akışkan yerinden emmek, sömürmek, pestilini çıkartmak, posasını evrenin bir ucuna fırlatıp atmak. Nasıl güvenebildim bu kadar sana? kusurlarımı nasıl önüne serebildim sorgusuz, sualsiz ?, rol yapıyorum, sakın kanma, sarhoş değilim, ucu kanlı hançerler taşıyorum sol göğsümün altında, güvenmiyorum sana, sakın hamle yapmaya kalkma, yücelmeye inananlardansın, komik, yücelteceğini mi sanıyorsun beni de, söndür mumları, öylesine diplerdeyiz ki oysa, bataklıklarına dalıyorum, kımıldama, iyi olmaya özenme boşuna, çırpındıkça batacağız kucak kucağa… amma da hanım evladısın, canın yanmıyor, bağırma, öyle çok akmış ki ruhunun akıntıları kendine, kendini evrenin merkezi sanıyor nehirlerin, tıkanıp kalmışlar, eşsiz ve engin, vıcık vıcık balçık yığını, benim güzel bataklığım, çırpınma, işimi zorlaştırma, çıkış kapıları açıyorum ruhunda, kendini yıkabilsen, yıkayabilsen demiyorum, yık diyorum, pissin işte, arıtabileceğini mi sandın öpücüklerle kirlerimizi… ah paramparça etsen kendini, benim bedeninde kendimi milyonlarca parçaya böldüğüm gibi, bulaştırdım sana ellerimi, tüm insanlar kadar pisim, diye itiraf edebilsen, bağışlarım seni, yaralıyım, sevişemem, boşuna bekleme, daha et parçalarımı ve irin damlalarımı toplayacağım, kalk hadi, akan kanları kirletme, yerdeki yürek seninki mi, yoksa benimki mi? Ben yüreğimi çoktan kaybetmiştim, sahi…Sen kimdin? Ben kimim peki? Kalk hadi, neden atmıyor yüreğin, nerede nefes alıp vermelerin, toplayıp sağa sola saçılmış organlarını gideceğim biraz sonra, gizli mağarama, göğsündeki hançerimin senin olacağını sanma, kalk hadi, sil kanayan pisliklerini, sahip çık akan kanına, kanımla karıştırma…


Sabahın aydınlığı
açmamı sağladı gözlerimi,
Sen kimdin sahi?
Çekip gitme vaktim geldi,
ben bulurum geldiğim ini,
Böyle doyurdum içimdeki caniyi,
Bizimkisi,
tek gecelik aşk cinayeti…

Xenophilius

15 Mart 2010 Pazartesi

Tanrıya Mektuplar

Avrupa ve Amerika’da 2-9 yaş çocuklara Tanrı’ya ilişkin düşüncelerini sormuşlar. Dinsel eğitimin bir parçası olarak çocuklara Tanrı’ya bir mektup yazın ve duygularınızı isteklerinizi anlatın demişler.

1) Sevgili Tanrı, şu andaki eksiklerimi yazıyorum: Yeni bir bisiklet, bir kimya seti, köpek, film makinesi, beyzbol eldiveni. Hepsini gönderemezsen birazı da olur.
Seni seven Eric --5 yaşında-
Not: Noel Baba’nın olmadığını biliyorum.

2) Canım canım Tanrı,
Astronotları öyle yukari firlatip firfir döndürmelerinden ödüm kopuyor. N’olur onların bizim evin çatısına düşmelerine izin verme.
Dostun Norman --4.5 yaşında-

3) Sevgili Tanrım,
insanlarin ölmelerine izin verip yenilerini yapmak yerine neden elindekileri tutmuyorsun? Jane --6 yaşında-

4) Sevgili Tanrı,
Lütfen bana bir midilli gönder. Senden şimdiye kadar hiçbir şey istemedim. Bunu da herhalde unutmazsın.
Bruce --4 yaşında-

5) Sevgili Tanrı,
Babam çok aksi. Onu bu huyundan vazgeçirmeni istiyorum. Ama lütfen canını yakma. Sevgilerle.
Martin --5 yaşında-

6) Sevgili Tanrı,
Bulutlardan biri yüzünü öyle korkunç yaptı ki ödüm koptu. N’olur söyle ona bi’ daha öyle yapmasın.
Ellen --3 yaşynda-

7) Sevgili Tanrı,
Sahiden var mısın? Bazıları buna inanmıyor: Eğer varsan gecikmeden bir şeyler yapmanda fayda var.
Harriet Ann --6 yaşında-

8) Sevgili Tanrı,
Eğer hiç kimse bilmeyecekse iyi olmanın ne yararı var?
Mark --8 yaşında-

9) Tanrı’cım,
Üst kattakiler durmadan bağıra çağıra kavga ediyorlar. Bence yalnızca çok iyi arkadaşların evlenmesine izin vermelisin.
Nan --5 yaşında-

10) Sevgili Tanrım,
Ne diye bu kadar çok insan yarattın. Başka bir dünya daha yapıp fazlalıkları oraya koyamaz mısın?
J.B. --7 yaşında-

11) Tanrım,
Insanlara ruhları her zaman doğru mu dağıtıyorsun? Yanlış yapabilirsin.
Audrey --8 yaşında-

12) Sevgili Tanrı,
Sen tuhaf ne yaparsan yap herkes hayran oluyor; ama ben ufacık bir şaka bile yapsam yiyorum fırçayı.
Jodie --6.5 yaşında-

13) Sevgili Tanrı,
Bizi hiç merak etme çünkü bizimkiler çok dindar.
Teddy --9 yaşında-

14) Sevgili Tanrı,
Bende senin dışında bütün liderlerin resmi var. Norman --6 yaşında-

15) Tanrım,
Şişman olunca kimse senin arkadaşın olmak istemiyor.
Billy Jean --9 yaşında-

16) Sevgili Tanrım,
Oğlanlar kızlardan daha mi üstün? Biliyorum sen de onlardansın ama gene de dürüst olmaya çalış.
Sylvia --5 yaşında-

17) Sevgili Tanrı,
Kitabını okudum ve beğendim. Bütün o fikirler nereden geldi aklına?
John --8 yaşında-

18) Sevgili Tanrı,
Zürafaların görünümünü isteyerek mi böyle yaptın, yoksa yanlışlıkla mı oldu?
Norman --4 yaşında-

19) Tanrım,
İncil’de neden hiç karının adi geçmiyor? Yoksa İncil’i yazarken daha evlenmemiş miydiniz?
Larry --6 yaşında-

20) Sevgili Tanrım,
Tamam incil’de öbür yanağını çevir dedin biliyorum; ama kardeşim gözüme vurunca ne yapacağım?
Sevgiler, Teresa --5 yaşında-

21) Sevgili Tanrı,
Tanrı oldugunu nasıl bilebildin?
Charlene --3 yaşında-

22) Sevgili Tanrı,
Senin yaşına geldiğimde tıpkı senin gibi olmak istiyorum. Tamam mı?
Tommy --4 yaşında-

23) Sevgili Tanrım,
Eger Tanrı ben olsaydım bu kadar iyi olmazdım. Bunu aklından çıkarma.
Michelle --6 yaşında-


:)

Xenophilius

15 Şubat 2010 Pazartesi


GÜNDÜZDÜŞÜ!
4.BÖLÜM:BAKIŞ

-Deli bu kız ya!

Berk,kapanan dış kapının ardından sadece bunu söyledi,ev bi anda sessizleşmişti,yada bana öyle geliyordu...

Kahvelerimizi alıp salona geçtik,rahat iki koltuğa karşılıklı oturduk.Benim amacım bir an önce kahvemi bitirip kalkmaktı.Çünkü tanışalı çok olmamıştı,onun bana olan duygularını bilmiyordum ve her an ağzımdan istemdışı birşeyler kaçabilrdi.(Ateşle barutu bir yerde tutmak gibi birşeydi bu!)

Berk televizyonu açtı,güzel bir film kanalında durdu.Ben bir yandan kahvemi içerken bir yandan oynayan filme göz attım.

Yeni oturmuşluğun verdiği havayı atlatmış olacak ki Berk:

-EEe nasıl buldun evimi?

-Sanki ilk defa gelmişim gibi konuşuyorsun!?

-Aa geçen seferi sayma,oturmamıştın bile!

-Güzel bi ev,öğrenci evi işte;ama ne olursa olsun tek yaşamak güzel bir şey olsa gerek en azından karışanın yok!

-Evet haklısın,ama zor ya hele sevgilin yoksa!

Tıkandım,ama çaktırmadım...

-Bilmem zor olsa gerek,ben ikisinede sahip değilimde!

-Ay yazık benim zuzuma,büyünce seninde olur abicim!

Gözlerimi kaydırdım ve hafiften güldük.Gülünce bitanemin gözleri daha bir güzel oluyordu.Kahvelerimizi bitirdik,ben biraz sonra kalkmaya niyetliydim...

-Eee cidden konuyu Mine açmasa hiç aklımıza gelmicekti,yokmu sende şöle bir aday?

-Nası?

-Sevgilin olmadığını biliyorum,ama duygularını okşayan eminim biri vardır!?

SENSİN O SALAK!demeyi çok isterdim ama:

-Yok ya,biliyosun geçen sene acayip yoğunduk,ee üniversitede yeni bi ortam...

Cümlem havada kaldı,kızardım ama kendimi sıkmadım...

-Hıms öyle olsun!

Ben hemen üste çıkmak istedim...

-EEee kimmiş ki senin kalbini çalan?Mine sorduğunda söylemedin ama bana söyliyebilirsin.

-Aslında daha emin değilim,bilmiyorum ya!

Ayağı kalktı,önümüzdeki sehpanın bana uzak olan köşesinden dolandı,mutfağa yöneliyordu besbelli,ama sora duraksadı ve tam gözlerim içine baktı,derinlerime..O an işte o an unutamıyacağım bi andı,nası cesaret edip kalktım yanına gittim bilemiyorum ama...

-SENSİN O SALAK!

Cümlemi bitirmemle beni öpmesi bir oldu.Aman tanrım o gözleri bu kadar yakından görmek,birde onun sahibini öpmek hayal gibi birşey olmalıydı.Kollarıyla beni kavradı,ben hala gözlerine bakabiliyordum,sora tatmadığım duygularım ortaya çıktı ve gözlerimizi kapadık.İlk defa birisini bu kadar taparcasına arzuladığımı farkediyordum.Birbirimizi sarmaladık....Beni okşuyordu...

-Seni seviyorum!

-BENDE!

Bir kaç saniyeliğine ayrıldık,ama birden ani bi hareketle kavuştuk birbirimize tekrardan...

Bir yandan birbirimizi soyuyor;birbirimize aşk fısıltılarımızı sarfederken,birbirimizi öpebiliyor;ben bu arada yakışıklımın gözlerini,ifadesini kaçırmamaya çalışıyordum.Normalde sakız çiğnerken yürüyemeyen ben aynı anda taparcasına sevdiğim bu adamın her anını beynime kazıyor ve ona ayak uydurmaya çalışıyordum...
Kokusu...
Bakışı...
Hafif iniltisi...
Nefes alışı...
Hayal olmalıydı,demekki oda beni arzuluyordu.En sonunda kavuşmuştuk işte,birbirimize en ''özel''imizi sunmuştuk.Bu cinsellikten öte birşeydi...

Tek düşünebildiğim oydu,varlığımı anlamlı kılan;benim bir parçamdı o,en özelim,yakışıklım...

Xenophilius