
Gönderilememiş Mektuplar!
Sevgili...
Güzel bir cumartesi, güneş güzel, ışık güzel. Sabah kahvaltımı yeni evimin balkonunda yaptım, Rachmaninow eşlik etti bana bir de Canavar herzamanki gibi, bir sen eksiktin. Canavarla dertleştik çayımızı yudumlarken, bunalımda bu aralar, veterinere gideceğiz. Gazetelerin ölüm ilanlarını okudum yine ve üçüncü sayfa haberlerini, içime yine şu bilimkurgu ve fantastik filmlerdeki kendini kaybetmiş toplum ütopyaları geldi, hani insanlık kendisini yoketmek için kurulmuş bir makinadır ve o hep beklenen son kapıdadır bu tür filmlerde, gazetelerde okuduklarımda bana bu yaşamları anımsattı, öldürmek ve ölmek yaşamak ve yaşatmanın önüne geçebiliyor. İşte bu tür düşüncelerin tam ortasında çaresizken kapatıp gözlerimi dostlarımı düşündüm ve sen geldin aklıma. Uzaklarda tenin ve dokunmak şimdilik imkansız sana ama tinin hep yanımda ve sanırım en anlamlı olanıda bu ''yakınlık'' adı verilen muammanın. Sana dokunmak istediğim anlarda kitaplığa yöneliyorum, herhangi birkaç Kafka aforizması okuduğumda nefesin oluyor avuçlarımı terleten. Proust okumayı da denedim ama bitmek bilmiyor onun tek bir cümlesi bile, yarım kalıyo... yarım kalıyoruz... ve yarım kalmış herşey gibi yarım kalmış olan cümleler de bana acı veriyor. Cümlelerim Cümlelerine armağan olsun.
Bıraktım Klasik okumayı, roman olmuştu içim dışım, antropoloji tutuşturdum elime, İlkel Toplum. Aslına bakarsan pek de farklı değil bizden Afrikanın el değmemiş ormanlarında yaşayan kabileler, vahşilik doğamızda var sanırım. Düşündüğümde içimizdeki vahşiliği ve yok etme, öldürme arzusunu, anlıyorum sanırım Metafiziği ve Tanrı inancını. Bir Tanrıya öyle çok ihtiyacım var ki bu aralar inan. Düşünüyorum da korkularımı ve yalnızlıklarımızı, içgüdüsel arayışlarımızı ve boşluklarımızı ''Bir Tanrı anlayabilirdi şimdi beni ancak'' diyorum ya da '' Bir Tanrıya koyup başlımı dinlenmek ve ağlamak istiyorum'' diye geçiriyorum aklımdan. Bir zamanlar ben de inanırdım... Ama terkettik birbirimizi...
Sevgili...
Sokağa atacağım kendimi ve rüzgara kendi masalımı anlatacağım. Biraz sen biraz da Tanrı olacak aklımda, Yunus demiş ya hani ''Yaradılanı severim, Yaradandan ötürü '' diye, ben de Yaradılandan bulurum Yaradanın yüzünü (bir yüzü varsa eğer ) ve gülüşünü. Dostun yüzü olur Tanrı'nın yansıyan ışığı ve Halkın yüreğinden alırım Hakkın gerçeğini.
Sevgili...
Düşlerin hep taze kalsın e mi... Düşler gibi güzel kal...


4 yorum:
Var mı halen gönderilmeyen mektuplarımız...:)
kognitiF Cimri||
Öncelikle bloguma hoşgeldin...Vardır tabi,zamanı gelince bir bir yayınlayacağım=)
İçindeki o metafiziksel tele dokunduğun anın yazıya sıçraması olan şu fikirler ve duygular,masumiyet ve şefkat arayışının bir ifadesi de oluvermiş. Ve çok güzel oluvermiş. Sevgiler daima...Sevgililer...
Kali Rind||
=)
Yorum Gönder